1 Nisan 2021 Perşembe

Alternatif Yayıncılık

    Yayınlanmak sanıyorum dünyanın her noktasında başlı başına bir mesele. Fakat bundan daha büyük olan ve bu alanı yaratan bir kavram daha var: Yayınlamak. Büyük yayıncıların tekellerinde dönen bir sistem içinde kendisine yetmeye çalışan, alternatif ürünler ortaya çıkartıp, okumak istediği şeyleri basan insanlar var. Bunların sayısı günden güne artıyor. Fikrimce daha da artacaktır. Fanzin meselesinde de daha yeni başladığımızı düşünüyorum. İnsanlar “Aaaa bunu kendim yapabilirmişim!” dedikleri noktada daha fazla üretmeye başlayacaklar ve herkes bir şekilde yaratıma dâhil olmaya çalışacak.

    Alternatif yayıncılık alanında pek çok kavram var. Self publishing, small press, mimeo devrimi, chap book, slow book, broşür, risale, booklet ve böyle uzayıp giden bir liste... Mesele isimlendirmeden çok üretmek, tüketmekten çok parçası olmak… Bu yazıyı okuyanlar ve kendin bas ya da türevlerine pek güvenmeyenler için bu işi hakkıyla yaptıklarını düşündüğüm üç isme herkesin tahminimce aklında olan bir soru yönelttim. Sağ olsunlar hepsi de hemen cevapladı. Kendilerine teşekkür ediyorum.

    Bu isimler birbirinden farklı türlerde ve bazen de farklı tarzlarda üretimler yapıyor. Fakat siz de okuyunca göreceksiniz ki verdikleri cevaplar birbirini tamamlıyor. Çok temel noktalardan bahsediyor ikisi de. Başarının kaygan zemini, özgürlük ve yapma isteği…

Keyifli okumalar.

    

    Soru: Siz başarısız yazarlar/şairler misiniz? Reddedildiğiniz için mi kendiniz yayınlamayı tercih ediyorsunuz?


Kaotik adına, Oğuzhan Kayacan

"Başarı" kelimesini çoğunlukla neyi ifade etmek için kullandıklarına bakıyorum, bu kelimeden bir açıdan tiksiniyorum. "Başarı" parayla ve kitlesellikle alakalıysa "profesyonellik" gibi, ben ona karşıyım. Para şart mı şart ama para benim kafamdan çıkan değerden, elimle ürettiğimden daha değerli değil. Vasat altı kitleye hitap etmek de bana yakışmaz. Kaotik'in kitlesi o kadar kaliteli insanlar ki... Ot mot arasa bulamaz. "Başarı" kelimesini kariyer, girişimcilik, profesyonellik gibi kelimelerin de bulunduğu lügat-i lağım'a sallayarak cevabımı vereyim. Her yayınevinin, bağımsız yayının, derginin ve fanzinin farklı ve kendine has kafaları var. Fanzinlerde bu kafa ne kadar dağınık ve bu kafanın çerçevesi yumuşaksa da bu böyle. E o zaman ben onların kafasına uygun şeyler üretmiyorsam ne yapacağım? Kendim basacağım, mevzu basit. Ha bu arada kafaları köşeli olmayan dergilerde ve fanzinlerde de üretimlerim yer alıyor zaten, hatta bir yayınevinde şiirlerim kitaplaşma sürecinde. Yine de sıfır taviz self-publishing ile mümkün, bu net. Kendisi bir yayın üreten birisinin her ürettiğinde onun görgüsünü ve anlayışını görebilmek de güzel şey, dışarıdan bakan için bir çeşitlilik bu. Ben yaşadıkça ve enerjim olduğunca kendim basmaya devam edeceğim. Ki çok fazla ürettiğim söylenemez maddi sebeplerden. Ayrıca hiçbir yere bir üretimimi yollamadan önce, ilk olarak kendim yayınlamayı seçtim. Eylül 2017'de birkaç arkadaşla Merdümgiriz Fanzin adında bir fanzinle başladığımız bu işi, bu özgürlükten uzaklaşmadan Kaotik Yayın adıyla nesne olarak, Grunge Poetry adıyla dijital olarak bağımsız alanda sürdürüyorum. Keyfim yerinde, bastıklarımın değerini de okuyan kişi belirler. Dergici, fanzinci, yayıncı değil muhatap, eğer okur değilse kendileri. Motel'e selam. Dostlukla...



CSNS Yayımları ve izmiryer6 distro adına, Girdap Zack Unthatow

merhaba, bu soruyu aynı zamanda sahibi olduğum ve underground yayınevi olarak tanımladığım CSNS Yayımları adına da cevaplıyorum, ekibimizde şu an var olan veya geçmişte bulunan arkadaşların çoğu ile de şimdi ya da zamanında hem fikir olduğumuz meselelerden bahsedeceğim. 

öncelikle, bir ya da bir kaç yayıncı ya da dergiden hatta fanzinden onay almak ya da reddedilmek bir başarı kriteri değil benim gözümde. o zaman sadece edebiyat dünyasında değil, tüm müzik sektöründe de, diğer sanat dallarında da, "yeraltı" olan ve bunu tercih ederek yeraltı kalan ya da
kendi duruşlarından ödün vererek bir yerlerden onay görmeleri gerektiği için (sansür gibi) yer altı olmaya devam eden herkesi başarısız olarak görmemiz, nitelememiz gerekiyor.

ayrıca bir insanın kendi kendini üstelik fotokopi yolu ile yayınlaması, amatör yayıncılık değildir, çoğunlukla amatör dergicilik, ya da profesyonelliğe geçiş için basamak gibi görülüyor olsa da. 

bir diğer konu, söz konusu başarı kriteri satış rakamları veya günümüz algısı ile sosyal medyadaki rakamlar ve etkileşim, popülerlik ise, yine bir yanılgıya üstelik büyük bir yanılgıya düşmüş olurduk. 


o yüzden, üreten insanın başarı kriteri olarak neyi gördüğü ya da üretirken neyi hedeflediğini temel alırsak, daha doğru bir sonuç elde edebiliriz.

kendi üretim ve yayınlama tarzımıza, tercihlerimize gelecek olursak; ben bugüne kadar hiçbir dergiye herhangi bir işimi göndermemiş bir insanım, bir kaç fanzine de, -içlerinde yer almak istediğim iki üç tanesi hariç- sadece talep geldiği için yazı gönderdim. bugün bir dergiden talep gelirse onlara da gönderirdim, eğer yayıncılık algıları bana uyuyor ise. bir yayınevinden talep gelirse onlara da iletirdim, yine yayınevinin duruşu bana uyuyor ise. Yazdığım kitapları ise, kendim tercih ederek sadece iki yayınevine sundum, biri onayladığı halde sonrasında çıkan bazı saçma mevzular neticesinde kişisel nedenlerden ben bastırmadım, diğerinde de ki hayli köklü büyük bir yayınevi idi, kendileri çok övgülerle karşıladıkları halde, o seriden türk yazar basmadıkları için kabul edemedikleri gibi saçma sapan alakasız bir cevap verdiler. Adını anmanın gereksiz olduğu bir yazar/şair de geçmişte kendi dergisinde bir işimi basmak isteyip, sekiz sayfalık öykümü iki sayfaya kısaltıp sansürlediği için, basılmasını istemedim. leş bir yayıncılık ortamında da, hakkımın yüzde birini alamayacağım sektörde de, işlerimi üstelik ikinci bir el sokturarak (redaksiyon editör şu bu) kapağına dahi kendim karar veremeyip yayınlatmak istemediğim için, kendim basıyorum. Böylesi en güzeli.

bir yayınevi gelir, koyduğum şartları (evet burada şartları yayıncı değil ben koyuyorum olması gereken de benim algıma göre budur, yayıncının yazara muhtaç olması gerekir) kabul ederse, basabilir. bu
durumda da, o yayınevi benim içime sinerse bu gerçekleşebilir. Alakasız bir yerde alakasız insanlarla iş yapmak da istemem. kimin beni bastığına nerede hangi dergide yayınevinde basıldığıma, hangi ekiple iş yaptığıma da dikkat ederim kısaca..


tüm bunlar, dışarıdan bakan bir insan için, burnu havada kibirli ya da kendini bir şey sanıyor şeklinde algılanabilecek şeyler evet ve tavrınız bu ise basılmaz bunu da iplemezsiniz. kendi ulaşmak istediğiniz kitleye nasılsa ulaşabiliyorsunuzdur el altından.. ve bir duruş sahibi olmak bunları gerektirir. üstelik bir de politik bir duruşunuz ve söyleminiz de varsa; bulunduğunuz yer mekan ortam insanlar ile ve söyleminizin ve duruşunuzun uyumlu olması gerekir. yoksa isim ya da çorba peşinde koşmuş, ya da yazdıklarımı birileri okusun (ama burada "ama nolur nolur okusun" düşmüşlüğü ile okusun arzusu ile) şeklinde hareket etmiş olursunuz..


benim, illa büyük kitlelere ulaşmak ya da bir yayınevinden onay görüp basılıp cilalı bir şekilde pazarlanmaya ihtiyacım yok, bu olucaksa da yukarıdaki şartlar gereği olucak kısaca ki bu konuda da, tüm bunları kabul edip, üstelik duruşu da benim içime sinen bir yayınevinden teklif geldi yakın zamanda. bir problem oluşmazsa basılacak ilk kez, isbn'li bandrollü şekilde. daha önce IABN (international abnormal book number, uydurduğumuz bir şey) ve bandrolsüz olarak kendi kendimize solucan fanzin ile benim iki kitabımı basmıştık, solucan fanzin ekibi, bu şekilde bir çok kitabı da basmıştır, ülkedeki bir türlü tam anlamı ile olamayan yeraltı yayıncılığı olarak, anmak gerekir kendilerini. 

geçmişte işittiğim bir sözde, "beni kaç kişinin değil kimin okuduğu" deniyordu, ben buna, "ben kimin okuduğu değil nerede ve nasıl okuduğu da önemli" kriterini ekliyorum.


kısacası, başarı kriterlerimiz ve yayınlama amaçlarımız genel toplum algısından ve sanat sepet camiasından şair yazar tarikatından farklı ve reddedildiğimiz için değil reddettiğimiz için kendimiz yayınlamayı tercih ediyoruz..