Motel zine 6. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.
anne duygusu verir
Yayınlanmak sanıyorum dünyanın her noktasında başlı başına bir mesele. Fakat bundan daha büyük olan ve bu alanı yaratan bir kavram daha var: Yayınlamak. Büyük yayıncıların tekellerinde dönen bir sistem içinde kendisine yetmeye çalışan, alternatif ürünler ortaya çıkartıp, okumak istediği şeyleri basan insanlar var. Bunların sayısı günden güne artıyor. Fikrimce daha da artacaktır. Fanzin meselesinde de daha yeni başladığımızı düşünüyorum. İnsanlar “Aaaa bunu kendim yapabilirmişim!” dedikleri noktada daha fazla üretmeye başlayacaklar ve herkes bir şekilde yaratıma dâhil olmaya çalışacak.
Alternatif yayıncılık alanında pek çok kavram var. Self publishing, small press, mimeo devrimi, chap book, slow book, broşür, risale, booklet ve böyle uzayıp giden bir liste... Mesele isimlendirmeden çok üretmek, tüketmekten çok parçası olmak… Bu yazıyı okuyanlar ve kendin bas ya da türevlerine pek güvenmeyenler için bu işi hakkıyla yaptıklarını düşündüğüm üç isme herkesin tahminimce aklında olan bir soru yönelttim. Sağ olsunlar hepsi de hemen cevapladı. Kendilerine teşekkür ediyorum.
Bu isimler birbirinden farklı türlerde ve bazen de farklı tarzlarda üretimler yapıyor. Fakat siz de okuyunca göreceksiniz ki verdikleri cevaplar birbirini tamamlıyor. Çok temel noktalardan bahsediyor ikisi de. Başarının kaygan zemini, özgürlük ve yapma isteği…
Keyifli okumalar.
Soru: Siz başarısız yazarlar/şairler misiniz? Reddedildiğiniz için mi kendiniz yayınlamayı tercih ediyorsunuz?
Kaotik adına, Oğuzhan Kayacan
"Başarı" kelimesini çoğunlukla neyi ifade etmek için kullandıklarına bakıyorum, bu kelimeden bir açıdan tiksiniyorum. "Başarı" parayla ve kitlesellikle alakalıysa "profesyonellik" gibi, ben ona karşıyım. Para şart mı şart ama para benim kafamdan çıkan değerden, elimle ürettiğimden daha değerli değil. Vasat altı kitleye hitap etmek de bana yakışmaz. Kaotik'in kitlesi o kadar kaliteli insanlar ki... Ot mot arasa bulamaz. "Başarı" kelimesini kariyer, girişimcilik, profesyonellik gibi kelimelerin de bulunduğu lügat-i lağım'a sallayarak cevabımı vereyim. Her yayınevinin, bağımsız yayının, derginin ve fanzinin farklı ve kendine has kafaları var. Fanzinlerde bu kafa ne kadar dağınık ve bu kafanın çerçevesi yumuşaksa da bu böyle. E o zaman ben onların kafasına uygun şeyler üretmiyorsam ne yapacağım? Kendim basacağım, mevzu basit. Ha bu arada kafaları köşeli olmayan dergilerde ve fanzinlerde de üretimlerim yer alıyor zaten, hatta bir yayınevinde şiirlerim kitaplaşma sürecinde. Yine de sıfır taviz self-publishing ile mümkün, bu net. Kendisi bir yayın üreten birisinin her ürettiğinde onun görgüsünü ve anlayışını görebilmek de güzel şey, dışarıdan bakan için bir çeşitlilik bu. Ben yaşadıkça ve enerjim olduğunca kendim basmaya devam edeceğim. Ki çok fazla ürettiğim söylenemez maddi sebeplerden. Ayrıca hiçbir yere bir üretimimi yollamadan önce, ilk olarak kendim yayınlamayı seçtim. Eylül 2017'de birkaç arkadaşla Merdümgiriz Fanzin adında bir fanzinle başladığımız bu işi, bu özgürlükten uzaklaşmadan Kaotik Yayın adıyla nesne olarak, Grunge Poetry adıyla dijital olarak bağımsız alanda sürdürüyorum. Keyfim yerinde, bastıklarımın değerini de okuyan kişi belirler. Dergici, fanzinci, yayıncı değil muhatap, eğer okur değilse kendileri. Motel'e selam. Dostlukla...
CSNS Yayımları ve izmiryer6 distro adına, Girdap Zack Unthatow
merhaba, bu soruyu aynı zamanda sahibi olduğum ve underground
yayınevi olarak tanımladığım CSNS Yayımları adına da cevaplıyorum, ekibimizde
şu an var olan veya geçmişte bulunan arkadaşların çoğu ile de şimdi ya da zamanında
hem fikir olduğumuz meselelerden bahsedeceğim.
öncelikle, bir ya da bir kaç yayıncı ya da dergiden hatta fanzinden onay almak
ya da reddedilmek bir başarı kriteri değil benim gözümde. o zaman sadece
edebiyat dünyasında değil, tüm müzik sektöründe de, diğer sanat dallarında da,
"yeraltı" olan ve bunu tercih ederek yeraltı kalan ya da
kendi duruşlarından ödün vererek bir yerlerden onay görmeleri gerektiği için
(sansür gibi) yer altı olmaya devam eden herkesi başarısız olarak görmemiz,
nitelememiz gerekiyor.
ayrıca bir insanın kendi kendini üstelik fotokopi yolu ile
yayınlaması, amatör yayıncılık değildir, çoğunlukla amatör dergicilik, ya da profesyonelliğe
geçiş için basamak gibi görülüyor olsa da.
bir diğer konu, söz konusu başarı kriteri satış rakamları veya
günümüz algısı ile sosyal medyadaki rakamlar ve etkileşim, popülerlik ise, yine
bir yanılgıya üstelik büyük bir yanılgıya düşmüş olurduk.
o yüzden, üreten insanın başarı kriteri olarak neyi gördüğü ya da üretirken
neyi hedeflediğini temel alırsak, daha doğru bir sonuç elde edebiliriz.
kendi üretim ve yayınlama tarzımıza, tercihlerimize gelecek
olursak; ben bugüne kadar hiçbir dergiye herhangi bir işimi göndermemiş bir
insanım, bir kaç fanzine de, -içlerinde yer almak istediğim iki üç tanesi
hariç- sadece talep geldiği için yazı gönderdim. bugün bir dergiden talep gelirse
onlara da gönderirdim, eğer yayıncılık algıları bana uyuyor ise. bir
yayınevinden talep gelirse onlara da iletirdim, yine yayınevinin duruşu bana
uyuyor ise. Yazdığım kitapları ise, kendim tercih ederek sadece iki yayınevine
sundum, biri onayladığı halde sonrasında çıkan bazı saçma mevzular neticesinde
kişisel nedenlerden ben bastırmadım, diğerinde de ki hayli köklü büyük bir yayınevi
idi, kendileri çok övgülerle karşıladıkları halde, o seriden türk yazar
basmadıkları için kabul edemedikleri gibi saçma sapan alakasız bir cevap
verdiler. Adını anmanın gereksiz olduğu bir yazar/şair de geçmişte kendi
dergisinde bir işimi basmak isteyip, sekiz sayfalık öykümü iki sayfaya kısaltıp
sansürlediği için, basılmasını istemedim. leş bir yayıncılık ortamında da,
hakkımın yüzde birini alamayacağım sektörde de, işlerimi üstelik ikinci bir el
sokturarak (redaksiyon editör şu bu) kapağına dahi kendim karar veremeyip
yayınlatmak istemediğim için, kendim basıyorum. Böylesi en güzeli.
bir yayınevi gelir, koyduğum şartları (evet burada şartları
yayıncı değil ben koyuyorum olması gereken de benim algıma göre budur, yayıncının
yazara muhtaç olması gerekir) kabul ederse, basabilir. bu
durumda da, o yayınevi benim içime sinerse bu gerçekleşebilir. Alakasız bir
yerde alakasız insanlarla iş yapmak da istemem. kimin beni bastığına nerede
hangi dergide yayınevinde basıldığıma, hangi ekiple iş yaptığıma da dikkat
ederim kısaca..
tüm bunlar, dışarıdan bakan bir insan için, burnu havada kibirli ya da kendini
bir şey sanıyor şeklinde algılanabilecek şeyler evet ve tavrınız bu ise
basılmaz bunu da iplemezsiniz. kendi ulaşmak istediğiniz kitleye nasılsa
ulaşabiliyorsunuzdur el altından.. ve bir duruş sahibi olmak bunları gerektirir.
üstelik bir de politik bir duruşunuz ve söyleminiz de varsa; bulunduğunuz yer
mekan ortam insanlar ile ve söyleminizin ve duruşunuzun uyumlu olması gerekir.
yoksa isim ya da çorba peşinde koşmuş, ya da yazdıklarımı birileri okusun (ama
burada "ama nolur nolur okusun" düşmüşlüğü ile okusun arzusu ile) şeklinde
hareket etmiş olursunuz..
benim, illa büyük kitlelere ulaşmak ya da bir yayınevinden onay görüp basılıp
cilalı bir şekilde pazarlanmaya ihtiyacım yok, bu olucaksa da yukarıdaki
şartlar gereği olucak kısaca ki bu konuda da, tüm bunları kabul edip, üstelik
duruşu da benim içime sinen bir yayınevinden teklif geldi yakın zamanda. bir
problem oluşmazsa basılacak ilk kez, isbn'li bandrollü şekilde. daha önce IABN (international
abnormal book number, uydurduğumuz bir şey) ve bandrolsüz olarak kendi
kendimize solucan fanzin ile benim iki kitabımı basmıştık, solucan fanzin
ekibi, bu şekilde bir çok kitabı da basmıştır, ülkedeki bir türlü tam anlamı
ile olamayan yeraltı yayıncılığı olarak, anmak gerekir kendilerini.
geçmişte işittiğim bir sözde, "beni kaç kişinin değil kimin okuduğu"
deniyordu, ben buna, "ben kimin okuduğu değil nerede ve nasıl okuduğu da önemli"
kriterini ekliyorum.
kısacası, başarı kriterlerimiz ve yayınlama amaçlarımız genel toplum algısından
ve sanat sepet camiasından şair yazar tarikatından farklı ve reddedildiğimiz
için değil reddettiğimiz için kendimiz yayınlamayı tercih ediyoruz..
Bu soruya bayılıyorum. Çünkü arkasından hemen şu ezber geliyor: FANatic ve magaZINE kelimelerinin birleşiminden meydana gelmiş fanzin kelimesi bağımsız, hiyerarşik yapılardan uzak falan filan… Uzun bir ezber cümlesi yani. Üstelik pek açıklayıcı da sayılmaz. Örneğin ben, fanzin nedir diye araştırdığım ilk zamanlar bu kelimeleri anlamlandıramamıştım. Fanatik derginin ne olabileceğini soruyordum kendime. Mesele çıkış noktasında gizliymiş. Fan Dergileri demekmiş fanzin. Bilimkurgu severlerin dergilerde okudukları ve devam etmesini istedikleri öykülerin devamını yazmaları ve bunu da fotokopi yoluyla başka bilimkurgu severlere ulaştırmasıyla ilintiliymiş. Ancak mesele şu anki haliyle belki de hiç olmadığı kadar karışık.
Artık fanzinciler (İngilizcede zinester denilen kişi) sürekli birbirini, bu fanzin değil, çığlıklarıyla eleştiriyor. Kabul ediyorum. Etrafa tükürüp durmak çok zevkli. Fakat fanzin yapmak için bir şeyler araştıran, adını duyup da bu neymiş diye googlelayan birinin sağlıklı bilgi alması için ortalık çok karışık. Çünkü bir şeyler yapmış ya da yapma fikri olan birinin, bu araştırmalar sonunda öğrendiği ilk şey şüphesiz yaptığı şeyin birilerine göre fanzin olmadığı olacak. Ama sakin olun, rahatlayın. Kazın ayağı öyle değil.
Fanzinin dünya ve ülkemiz özelinde tarihçesini bir yerlerde bulabilirsiniz çok merak ediyorsanız. Muhtelif sitelerde, kitaplarda bilgiler var. Ama baştan söyleyeyim, bu o kadar da gerekli bir bilgi değil. Bir marangozun marangozluk tarihini bilmesine gerek yok. Sadece işini yapmalı. Bilmesi kötü mü? Elbette hayır. O zaman da yapılmış ve yapılmamış fikirleri, ürünleri görür. Kendisinden önce Mars’a ayak basmış bir astronotun haritasını incelemek gibidir. Hataları ve kısa yolları öğrenebilirsiniz. Ama sizi tökezletip, frenlettiği de olur. En önemlisi kendi haritanızı çizemezsiniz. Bütün o ezber bilgileri öğrenmek yerine önünüze bir kâğıt alıp üzerine istediğinizi yazın ve çizin. Bu kadar. İşte size fanzin. Zımbaya, katlamaya, özel tanıtımlara gerek kalmadan bir fanzininiz oldu. Fanzinin Anatomisi kitabından alıntılarsam:
“Hayvanlar hakkında bir fanzin yapabilir miyim?” Evet. “Dergiden bir şeyler alıp onları başka bir şeye çevirsem fanzin sayılır mı?” Evet. “Sadece bir şeyler çizsem ve dergiden bir şeyler kessem?” Evet. “İstediğim şekilde olabilir mi?” Evet.
Bu alıntıyı yaptığım bölümün başlığı da “Fanzinler Tam Bir ‘Evet’ Şeyi”. Fanzinin temel meselesi budur yani. Başlangıcını düşünün. İnsanlar çok sevdikleri öyküler bitmesin istiyor ve devamlarını kendileri yazıyor. Alın size kendin yap felsefesinin özü.
Fanzin türleriyle ilgili birkaç örnek verip yazıyı bitiriyorum. Yine Fanzinin Anatomisi kitabından geliyor. “Yemek, etimoloji, belirli şehirler, kadın sağlığı, akıl sağlığı, kronik hastalık, taciz ve travma, ebeveynlik, ilişkiler, oda arkadaşları, politika, lgbt sorunları, feminizm, müzik, tarih, seyahat, belirli işler, başka fanzinler, farklı şeyler nasıl yapılır ve herhangi özel bir odak noktası olmayan, gündelik hayattan hikayeler içeren bir dizi günlük tarzı perzinler [(personal zine) kişisel fanzinler]…
Kısacası sadece yapın. Fanzinin en güzel tarafı budur. Özgürce yapabilmek, üretebilmek.
Örnekleri görmek için küçük kaynakça (Bunlara eklenebilecek ve konuyu biraz daha genişleten başka kaynakçalar da mevcut. Fakat şimdilik bunlar yeterli diye düşünüyorum.)
İnternet Siteleri